09.05.2015 Stip Gezim ...
Kokino gezisine gelen Mariola’nın arkadaşlarıyla oradan
sonrada iletişimde olduk ve ben o
arkadaşları ziyarete gittim .
Stip küçük bir şehir Kocani’den biraz daha büyükmüş nüfus
olarak . Nüfusun büyük bir kısmını üniversite öğrencileri oluşturuyormuş .
Yerel halk çoğunlula Tekstil de çalışıyormuş burada...
İlk olarak şehir
merkezininden yürüyerek çıkılan tarihi bir kaleye çıktık . Zirveye varınca
şehrin hepsini çok rahat bir şekilde görebiliyorsun. İvana ve Alexandra
zirveden şehrin tümünü anlattılar . Burası
bu , şurası şu şeklinde . Kalenin tarihini sorduğumda bir pot kırdığımı anlattıktan sonra anladım.
İvana ve Alexandra’nın alattığına göre ; Kale tepede
bulunuyor ve tepenin kıyısından bir nehir geçiyor. Tepeden aşağıya doğru gizli
bir ulaşım kanalı bulunuyor . Osmanlı askerleri kaleyi fethetmeye geldiklerinde
ilk başlarda kale içerisine nasıl erzak
girdiğini anlayamıyorlar . Sonra nehrin kıyısına açılan kanalın kapısını
keşfediyorlar. Daha sonra oradan erzak giriş ve çıkışını kestikten sonra kaleyi
fethediyorlar ... “ bir kapı çok önemli...”
Daha sonra şehir merkezini gezdirdiler . Ve sonra hayvanat
bahçesine gittik. Hayvanat bahçesi çok küçük ama bence oradaki küçük çocuların
hayvanları tanıması için ve insanların stress atması için çok önemli biryer .
Biz hayvanat bahçesindeyken hava kararmaya başladı ve kara kara bulutlar
yaklaşmaya başladı.
Bizde hızlı bir
şekilde yemek yiyeceğimiz Roma Restaurant’a gittik. Restaurant gerçekten çok hoşuma gitti . Ve ben
orada Stip’e özgü özel bir yiyecek yemek istedim . Stip’ e özgü Pastrmajlija adında bir yiyecek
... aslında bu yiyecek domuz etinden yapılıyor . Ben domuz eti yemediğim için
bana tavuktan yaptılar . Bizim pideler gibi ama bazı şeyler eksik . Mesala
baharah hiç koymuyorlar ve bence peynirle birlikte yapılırsa daha güzel
olabilirdi :)Ama arkadaşlar peynirli bir yiyecek yediler onların ki daha çok
hoşuma gitti diyebilirim . Hımmm en çok sevdiğim şey turşuları oldu , acı yemek
istemişim herhalde çok güzel bir tat bırakıyordu ağzımda sonra tekrar istedim
çünkü bir tane koymuşlar pidenin yanına ... bir tabak daha turşu geldi sonra :)
Yemek yerken bir arkadaş daha bize katıldı. Alexander ; Stip
de üniversite okuyor ama aslında Bitola da oturuyor. Güzel bir yemek ve
sohbetten sonra sohbetimize bir kafede devam etmek istedik. Daha sonra bir
kafeye gittik . Tabi bu arada yağmur yağdı ve biraz duruldu.
Makedonya’ya gelipte salep içeceğim aslında hiç aklıma
gelmezdi . Çünkü salebi çok seven briyim ve kafede salep bulunması ve adınında
salep olması beni çok mutlu etti.
Daha sonra beni otobüs durağına bırakmaya karar verdiler ama
bir anda planlar değişti ve Alexander’ın kaldığı yurda gidip masa tenisi
oynamaya karar verdik. Oraya vardığımızda masa tenisi toplarını bulamadığımız
için bilardo oynadık:)
Ve daha sonra beni otobüs terminaline bıraktılar ve ben son otobüsle
kocaniye geri döndüm :)
Herşey için teşekkürler İvana , Alexandra ve Alexander...
Kokino gezisine gelen Mariola’nın arkadaşlarıyla oradan
sonrada iletişimde olduk ve ben o
arkadaşları ziyarete gittim .
Stip küçük bir şehir Kocani’den biraz daha büyükmüş nüfus
olarak . Nüfusun büyük bir kısmını üniversite öğrencileri oluşturuyormuş .
Yerel halk çoğunlula Tekstil de çalışıyormuş burada...
İlk olarak şehir
merkezininden yürüyerek çıkılan tarihi bir kaleye çıktık . Zirveye varınca
şehrin hepsini çok rahat bir şekilde görebiliyorsun. İvana ve Alexandra
zirveden şehrin tümünü anlattılar . Burası
bu , şurası şu şeklinde . Kalenin tarihini sorduğumda bir pot kırdığımı anlattıktan sonra anladım.
İvana ve Alexandra’nın alattığına göre ; Kale tepede
bulunuyor ve tepenin kıyısından bir nehir geçiyor. Tepeden aşağıya doğru gizli
bir ulaşım kanalı bulunuyor . Osmanlı askerleri kaleyi fethetmeye geldiklerinde
ilk başlarda kale içerisine nasıl erzak
girdiğini anlayamıyorlar . Sonra nehrin kıyısına açılan kanalın kapısını
keşfediyorlar. Daha sonra oradan erzak giriş ve çıkışını kestikten sonra kaleyi
fethediyorlar ... “ bir kapı çok önemli...”
Daha sonra şehir merkezini gezdirdiler . Ve sonra hayvanat
bahçesine gittik. Hayvanat bahçesi çok küçük ama bence oradaki küçük çocuların
hayvanları tanıması için ve insanların stress atması için çok önemli biryer .
Biz hayvanat bahçesindeyken hava kararmaya başladı ve kara kara bulutlar
yaklaşmaya başladı.
Bizde hızlı bir
şekilde yemek yiyeceğimiz Roma Restaurant’a gittik. Restaurant gerçekten çok hoşuma gitti . Ve ben
orada Stip’e özgü özel bir yiyecek yemek istedim . Stip’ e özgü Pastrmajlija adında bir yiyecek
... aslında bu yiyecek domuz etinden yapılıyor . Ben domuz eti yemediğim için
bana tavuktan yaptılar . Bizim pideler gibi ama bazı şeyler eksik . Mesala
baharah hiç koymuyorlar ve bence peynirle birlikte yapılırsa daha güzel
olabilirdi :)Ama arkadaşlar peynirli bir yiyecek yediler onların ki daha çok
hoşuma gitti diyebilirim . Hımmm en çok sevdiğim şey turşuları oldu , acı yemek
istemişim herhalde çok güzel bir tat bırakıyordu ağzımda sonra tekrar istedim
çünkü bir tane koymuşlar pidenin yanına ... bir tabak daha turşu geldi sonra :)
Yemek yerken bir arkadaş daha bize katıldı. Alexander ; Stip
de üniversite okuyor ama aslında Bitola da oturuyor. Güzel bir yemek ve
sohbetten sonra sohbetimize bir kafede devam etmek istedik. Daha sonra bir
kafeye gittik . Tabi bu arada yağmur yağdı ve biraz duruldu.
Makedonya’ya gelipte salep içeceğim aslında hiç aklıma
gelmezdi . Çünkü salebi çok seven briyim ve kafede salep bulunması ve adınında
salep olması beni çok mutlu etti.
Daha sonra beni otobüs durağına bırakmaya karar verdiler ama
bir anda planlar değişti ve Alexander’ın kaldığı yurda gidip masa tenisi
oynamaya karar verdik. Oraya vardığımızda masa tenisi toplarını bulamadığımız
için bilardo oynadık :)
Ve daha sonra beni otobüs terminaline bıraktılar ve ben son otobüsle
kocaniye geri döndüm :)
Herşey için teşekkürler İvana , Alexandra ve Alexander...








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder